Marmara Denizi Kirliliği
İstanbul nüfusu artıyor ve hatta artmışın ötesinde bir durum da var. Bu nüfus artışına paralel olarak şehir de genişliyor. Yeni konut alanları doğuyor. Bu nüfusun çalışacağı iş alanları ile ihtiyaçlarının giderilmesi için türlü türlü üretim yapacak fabrikalar, atölyeler de kuruluyor. Bir noktadan sonra şehir organizmasının büyümesi kontrol dışına çıkıyor. Önce mahalleleri kurarız, sonra yolları yaparız ya hani; bu bizim alışkanlık haline gelmiş bir plansızlığımız ya hani. Bunun sonucu olarak aslında büyüyen şehir organizması bir noktadan sonra kendi kendini de yemeye ve yok etmeye başlar. Genişledikçe aslında yaşam alanları da darlaşır, yaşam zorlaşır.
Sabah Gazetesi’nden bir haber: Marmara Denizi’nde kırmızı alarm. Her gün Ayamama Deresi’nin gören biri olarak sürekli değişen rengine şahit oluyorum. Deredeki suyla birlikte sürüklenen pislikleri gözlerimle görüyorum. Ve bunların sürekli olarak Marmara Denizi’ne aktığını bilmek rahatsız ediyor. Yetkililer suçlu, neden tedbir almıyorlar gibi bir suçlama yapacak kadar basit düşünemiyorum. Hani adı yetkili olup yetkilerinin sınırlı olmasını sanki biz gündelik ve iş hayatımızda hiç mi yaşamıyoruz. Hani herşeyimiz düzgün de bir tek bu “yetkililer” mi işlerini yapmıyor?
Haberden önümüzdeki yılın ortaları demiş ama umarım 2010 kastediliyordur. O zamana kadar bu atıkların arıtma tesisine değil, Marmara Denizi’ne gittiğini bileceğiz.
Ocak 9, 2010 No Comments
Farkında Olmadan Denizleri Kirletiyoruz
Denizleri nasıl kirlettiğimizi biliyoruz aslında. Elimizdeki pet şişeyi direkt denize atmasak bile bazen doğru yere atmadığımız için o bir şekilde denize ulaşıyor.
Bir de tabi direkt denize atıyoruz. Atana ses çıkarmıyoruz, sadece küfrediyoruz bazen içimizden bazen dışımızdan. Deniz kirliliği mühim bir sorun; çünkü dolaylı yoldan hepimizi etkiliyor; gerçi diğer kirlilikler etkilemiyor mu? Bir tek çocukların kirlenmesi güzeldir.
Fotoğraftaki yeri pek çok kişi bilir aslında. Daha bir kaç sene evvelinde oradan geçerken burnumuzu tıkardık. Birkaç gün önce geçtiğimizde hayli şaşırdım; çünkü hiç koku yoktu. Kim yapmış ise büyük bir işi başarmış Kurbağalıdere’de. Saygıyla eğilmek lazım önünde böyle kişi ve kurumların.
Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nın orda bir köprü vardır dere üzerinde. O köprünün altına çöp toplama için bir çalışma yapmışlar.
Dereye bir şekilde ulaşan çöpler bu engele takılıyor ve oradan geçen üstelik de yabancı asıllı bir vatandaştan öğrendiğimize göre günlük olarak teknelerle alınıyormuş. Elbette zaman zaman bu engeli aşan çöpler olmuyor değil; onlar denize, Moda burnunun oralardan gidiyor. Ağırlıklı olarak pet şişe olmak üzere yüzlerce çeşit çöp var. Dereye kaçan 7-8 tane futbol, basketbol ve lastik top saydık.
Burada biriken çöpler biriktikçe bir çöp dağı oluşturuyor. Denizden gelen rüzgar ya da su akıntısının da etkisiyle dere içinde geziniyor bu dağ aynı zamanda.
Peki kim atıyor bu çöpleri?
Sen, ben, o, biz, hepimiz. Hiçbirimiz bundan sıyrılamayız. Pis ve saygısızız işte. Bu da belgesidir.
Kasım 16, 2008 No Comments































