Piskoposluk Sarayı Kalıntıları
Aya İrini Kilisesi‘nin güney tarafında Ayasofya ile arasında kalan bölümde bir arkeolojik kazı yapıldı ve Aya İrini ile de organik bağı olduğu düşünülen bir Piskoposluk Sarayı kalıntıları bulundu. Bunun altında da Artemis Tapınağı’nın olduğu düşünülmekteymiş. Bu konuda web üzerinden pek çok haber bulunmakla birlikte Aktüel Arkeoloji ve NTVMSNBC haberleri yeterli olabilir.
Kazıların daha uzun yıllar süreceğini düşünürsek daha pek çok kalıntı ve iz bulunabileceğine şüphe yok. Özellikle Topkapı Sarayı ve çevresi tarih boyunca çok önemli bir yapılaşma merkezi olduğu düşünülürse her kazmada birşeyler bulunacaktır.
Aralık 27, 2009 No Comments
Görülmemiş Felaket: İstanbul’da Sel.
Sabah telefonla uyandırıldığımda durumun vehameti çok inandırıcı gelmemişti. Çünkü pencereden baktığımda sadece yağmur vardı ama sel götürecek kadar bir yağmur yağmış gibi durmuyordu bizim mahallede. TV’de izlediğimde şaşırdım. İlk işim belediyenin sitesinde trafik durumuna bakmak oldu. Trafik gayet akıcı görünüyordu, yeniden şaşırdım. Bu arada bizim elemanlar arıyor, işe gidemiyoruz, filanca yol kapalı. Benden ne yapalım sorusunun cevabını istiyorlar; çünkü iş var ama ben halen durumu kavrayamıyorum. Allah allah! Önce durumu bir anlayıp, öyle yola çıkayım derken birkaç görüşme daha yaptım.
Normalde 20 dk, trafik olunca 45 dk süren yolumuz 2 saatten fazla sürdü. Sel suları epeyce çekilmiş ama ayak basacak yer bulunmuyor. Artık battı balık yan gider diyerek ayakkabıyı feda ettim. Hani tedbirli neden gitmedim diye kendi kendime de kızdım. İşyeri ve çevresini, Ayamama Deresi’ni fotoğrafladım. Derenin içinde tır, kamyon ve arabalar. Çevremizde çeşitli depolardan kopup gelen her türlü gıda, ambalaj ve temizlik ürünleri. Dere kenarında akla gelebilecek türlü türlü eşyalar.
Çevrede gezindikçe durumun vehameti ortaya çıktı. Bu sel öyle böyle bir sel değildi. Ayamama Deresi belki 1000 kat daha fazla su ile dolmuş. Elbette gelene kadar önüne çıkan engeller yüzünden baraj misali olan yerler yüzünden su çevreye taşmış. Benim kişisel gözlemlerime göre 7 metre kadar yükselmiş ki dereye 60-70 metre uzaklıkta bulunan bizim ofiste bile 1 metreden fazla yükselmiş. İşyerinde kullanılabilecek tek bir eşya kalmamış diyebilirim.
Ve her yer çamur. Bazı yerlerde 20 cm çamur birikmiş. Muhtemelen Ayamama Deresi ve diğer dereler ıslah edilmiş olsa bile yine sel olacaktı; ama sonuçları bu derece olmazdı. İş ıslahla bitmiyor, çarpık bir yapılaşma var. Su geçiş yolları kapalı. Derenin geçtiği noktalara haritadan baktım biraz. Siz de inceleyin neden böyle olduğunu anlarsınız.
Sorumlusu kim?
Ben devleti suçluyorum sadece. Devlet dediğim bildiğimiz devlet, hükümeti ile belediyesi ile devlet. Anarşist (teknik anlamında kullandım) olmasam bile bu devlet insanız zorla anarşist yapacak uygulamaları gerçekleştirir daima. Bugünün devleti değil sadece, geçmişten gelenleri ile birlikte tümü. Olmadık yerleri imara açarlar; kimi zaman rant için kimi zaman rüşvet karşılığında. Dereleri kurutmayı marifet bilirler, sonra üzerinden yol geçirirler. Bugünün Vatan Caddesi de Bayrampaşa Deresi’dir aslında. Akışları üzerinde o güzelim noktalara evler, tesisler yaparlar, yapmasına müsaade ederler. İhalelerdeki usülsüzlüklerden ötürü yapılan yollar köprülerin durumu ortada değil mi? Devletin çalışma sistemi iyiyi, doğruyu, bileni sistemin dışına itmek üzerinedir. Siyaset, sistem kusar böyle insanları, küstürür.Hani öyle diyoruz ya, sadece devlet sistemi değil, toplumsal sistemimiz bile böyledir. İyi düşünün, farkedeceksiniz. Okul hayatınızı, iş hayatınızı gözden geçirin. Kimler sistemin içinde kalıyor, kimler dışına itiliyor?
Devletten kastım sadece mevcut hükümet yahut belediye asla değil. Bugün onlar değil, yerinde herhangi bir partiden birileri olsa da durum değişmezdi. Birbirleri arasında en ufak fark yok. Çünkü temeli aynı malzemeden yapılmış. Hepsi aynı sistemin ürünü; beceri ve kabiliyetleri, kafalarının çalışma şekilleri tamamen aynı. Bakmayın siz diğerlerinin horozlandığına. Herkes keseri kendine yontar.
Su yolunu bulur bir şekilde. Önüne kattığını da alır götürür. Hani bardakta durduğu gibi durmaz o zaman. Aşırı yağmur, suyun akışını değiştirip tek bir hatta kanalize eden yapılaşma şekli vs vs derken bunlar oldu. Başka yağmurlarda da durum farklı mı? Sel bu derece olmuyor belki ama ortalığın birbirine girdiğine şahit oluyoruz daima, değil mi? Doğa bir şekilde kendisine yapılan haksızlıkların intikamını çok acı olarak alıyor. Bu kimi zaman kuraklık olur, bu kimi zaman sel olur.
Gariban vatandaş diyeceğim ama silme ahlaksız vatandaşımız devletinden farklı değildir pek. Fırsatı kollar. Birbirinin hakkına tecavüz eden güzel halkım da elbette suçlu. Ormanı yakar ki tarla olsun. Aaa burası boş diyerek dere kenarına malum kondusunu konduruverir. 3 kuruş rüşvetle de belgelerini alır rahatlıkla.
Vatandaşı ahlaksız olan devletten ne bekleyebilirsiniz sahi? Aaa ahlaksız diyor bize diye kızmayın ve sıkıca düşünün. Bütün problemlerin altında bu hak bilmemek, bu ahlaksızlık yatmıyor mu? En basitinden trafikte sürekli olarak “önce ben” diyerek normal dışı hareketler yapanı görmüyor musunuz? Siz yolunuzdan, hakkınıza razı olarak ilerlerken sağınızdan ve emniyet şeridinden geçen araçların yaptığı hak yemek değil midir? Kuyruğa girdiğiniz bir yerde ama torpilli ama değil, sırayı alanların yaptığı nedir? Ahlaksızlığı sadece uçkur çevresinde ve birinin malını çalmak olarak görüyorsanız size fırın fırın ekmek yetişmez. Bunları yapanlarla onları yapanlar arasında bir fark yok. Fırsatını bulunca onu da yapacak ahlak seviyesinin göstergesidir bunlar.
Biz bu felaketin benzerini DEPREM olarak görmüştük değil mi?
Felaketler düzelmemiz için bir sebep olur inşallah!
Eylül 10, 2009 No Comments
İstanbul’u Kim Kurtaracak?
İstanbul’dan yıllarca uzak durmuştum. Duyduğumuz bildiğimiz İstanbul suyu olmayan, keşmekeş bir şehirdi ve Ankara’da büyüyen biri olarak biraz ürkütücü gelirdi. O nedenle üniversiteyi İstanbul’da okuma fikri hep uzaktı bana, tercihlerimde hiç yoktu bile. Yıllar sonrasında işin aslı buna pişman bile oldum.Hata etmişim.
Şehre gelir gelmez keşiflerim de başladı. Daha ilk günlerimde bile kimi tanıdığım İstanbulluların bilmedikleri yerleri görmeye başlamıştım bile. Özellikle fotoğrafın hayatıma girmesiyle birlikte gezi isteğim kat be kat arttı ve özellikle yaşanmışlıkların olduğu semtleri daha bir fazla adımladım. Sokak aralarında çok dolandım. Hiç bilmediğim yerleri, aklımın ucundan geçmeyen sokaklarını arşınladım. Kimi zaman bilerek gittim, kimi zaman sadece keşfettim. Kimi müze ve tarihi camilere; kimi semtlere defalarca girip çıktım ve daha defalarca girip çıkacağım. Her gittiğimde farklı bir detayı keşfetmek yahut bir kitaptan, bir makaleden öğrendiğim detayı bizzat yerinde görmek arzusu bitmiyor.
Ve tabi NTVMSNBC’nin aradığı bir cevabı ben de çok düşünür dururum: İstanbul’u Kim Kurtaracak?
Elbette ben kurtaracağım.
Ama önce İstanbul’u İstanbullulardan kurtarmak lazım; ama 1 yıldır ama 100 yıldır İstanbul’da yaşadığı halde İstanbullu olamayanlardan.
Her gün düzenli otobüse bindiği halde Akbil’i olmayanlardan,
Her gün köprüyü geçtiği halde arabasında OGS’si olmayanlardan (Nakit yerini mecburi KGS’ye bıraktı daha sonra,
Hemen sokağında, mahallesinde bulunan bir tarihi eserden bihaberlerden,
Muhtarlık kaydı halen memleketinde olanlardan,
Her seçimde memleketine taşınanlardan,
Her türlü eser ve kamu malına zarar verenlerden,
Roma, Bizans ve Osmanlı’dan günümüze gelen eser sayısı saymakla bitmeyecek kadar fazla. Bunların dağılımı, yerleşimi de hakeza tüm İstanbul’u sarmış durumda. Tarihi yarımada en yüksek yoğunluklu olsa bile, kıyıda köşede, uzaklarda da bir eser muhakkak vardır. Bırakınız bunları korumayı; zarar vermek konusunda elimize su dökülmez. Zararı ise genelde eserin bulunduğu bölgeyi ele geçirmek isteyenler ile bulunduğu bölgede oturanlar vermekte, verilen zarara müsaade etmektedirler.
Hani, bir bakıma zimmet gibi; ancak o eserin mahallesindeki insanlar o eserleri koruyup kollayabilirler. Ama öncelikle eserin adından tutun, niye oraya yapıldığına kadar pek çok bilginin üretilmiş ve ulaşılabilir olması ile bu sağlanabilir.
Bu yeterli mi peki? Asla değil. Peki nasıl kurtulur, kim kurtaracak? Valla bilmiyorum; yapılacak pek çok şey var bu konuda. Fakat kurtarırım diyenlere aldanmayın siz :-Pp
Atışalanı’nda bulunan Avasköy Su Kemeri
Haziran 30, 2009 No Comments







































