A, S, M. Ama Hangisi?
Fotoğraf çekimi sırasında her makinenin üzerinde tekerlek şeklinde çekim modu için seçim yapılan bir bölüm vardır. Üzerinde A, S, P, M, Auto.. veya AV, TV, AE, M,… gibi gider. Kullanılan marka ve modele göre de değişir. Diyafram ve enstantene değerlerini kendi arzunuza göre belirlemek ya da makinenin size sunduğu ile çekmek için farklı amaçlarla farklı modları kullanabilirsiniz.
Şahsen ben bunlardan sadece A, S, M şeklinde 3 tanesini kullanmakla birlikte çok nadiren P modunu da kullanmaktayım.
A veya AV: Diyafram öncelikli (Aperture Priority) çekim modu.
S veya TV: Enstantene öncelikli (Shutter Priority) çekim modu.
M: Manuel çekim modu.
Diyafram ve enstantenenin ne işe yaradığını biliyorsunuz. Bilmiyor veya emin değilseniz şuraya tekrar bakabilirsiniz.
Günlük hayatta (gündüz ışığında) diyafram öncelikli (A veya AV) mod benim genel ihtiyaçlarımı karşılamaktadır. İhtiyacım ölçüsünde diyaframı kısarım ya da açarım ve çekimi tamamlarım. Süreyi makinenin hesaplamasını isterim. Eğer belli bir odak merkezindeki obje veya objeleri net, kalan alanı flu yapmak istersem diyaframı açarım (f2.8 gibi küçük numaralar) ya da kısarım (f9 gibi büyük numaralar). Genelde ve sıklıkla f5.6 ve f8 aralığını kullanmaktayım. Böylelikle makinede ayar yapma süresi çok hızlı gerçekleşmektedir. Işığın zayıfladığı zamanlarda bu modu kullanırken dikkat edilmesi gereken bir husus vardır: Size elde çekemeceyek kadar uzun bir süre vereceği için çıkan sonuç hoş olmayacaktır. Bu durumda ya ISO değerinizi yükselterek bir çözüme gidebilirsiniz ya da makineyi sabitleyip (tripod ile vs) öyle çekmelisiniz.
Hareketli bir nesneyi çekmem gerektiğinde yahut tripod yanımda değilse (ki binde bir yanımdadır) ve elde titretme olasılığımın yüksek olduğu durumlarda enstantene öncelikli (S veya TV) modunu kullanırım. Hızla geçen arabayı veya at yarışında koşan atları çekmek gibi. Net çekmek ya da hareket efekti sağlamak için uygun bir moddur. Duyduğum kadarıyla aksiyon ya da spor karşılaşmalarını fotoğraflayanlar çoklukla bu modu kullanmakta imiş.Tabi objektifinizin diyafram aralığını da iyi bilmeniz gerekmektedir. Gereğinden uzun ya da gereğinden kısa süre verdiğinizde diyafram değerlerinizin de doğru ışıklandırma yapmak için yeterli olması gerekmektedir. Ne bileyim 1/250 verdiniz ve objektifiniz farzedelim f3.5′dan başlıyor. Işık yüksekse pasparlak bir fotoğraf çıkabilir. Bu durumda ya imkan halen varsa ISO değerini küçülterek bir çözüme gidebilirsiniz ya da verdiğiniz süreyi değiştirmelisiniz.
Eğer vaktim varsa ve kontrolün tamamen bende olması gereken bir durum oluşmuşsa kimi zaman manuel (M) modda çekimi yaparım. Gündüz vakti uzun pozlama gerekmesi gibi. Nadiren olur. Ancak gündüz vakti, güzel ışıkta M modunda çekim yapmak bana vakit kaybı gibi gelmektedir; eğer anlık objektif doğrultmam gereken zamanlar var ise aşırı parlama ya da aşırı karanlık çekme riski olduğundan kullanımı sıkıntı doğurmaktadır. Işığın zayıfladığı saatlerde, akşam vakitlerinde bu mod avantajlar sunmaktadır. Duruma göre yine A modunu kullandığım olsa da özellikle 1 saniye ve üzeri pozlamalarda kesinlikle M modunu tercih etmekteyim. 3 saniye ve üzeri uzun pozlamalı çekimleri muhakkak M modunda gerçekleştiriyorum.
Tüm bu modları kullanırken unutulmaması gereken bir nokta ISO‘dur. Kimi zaman bunu makineye bırakmak (Auto ISO) daha doğru olmakla birlikte kimi zaman oluşacak grenlerden ötürü kendinizin belirlemesi daha uygundur. Kullandığınız makinenin özelliklerine biraz hakim olmanızda fayda var. Bazı makineler ISO 200′de gren yapmaya başlarken bazısı ISO 800′de bile tatmin edici görüntü sunabilir.
Makinelerde bunların haricinde özel modlar da vardır. Portre modu, manzara modu, makro modu gibi. Açıkcası kullanımı ne kadar etkili olur bilemiyorum. Yukarıda bahsettiğim 3 mod tüm ihtiyaçlarımı karşılamaktadır.
Elbette fotoğraf çekmek için modlar, diyafram, enstantene, ISO gibi özellikleri birlikte kullanmak tek başına yetmiyor. Ancak bunlar temelde fotoğraf makinesi çalışma mantığının muhakkak bilinmesi gereken durumlarındandır. Yoksa yahu bu kadar düğmeyi niye koymuşlar diye düşünebilirsiniz.
Her birinin bir sebebi ve gerekliliği olduğunu unutmamak lazım. Ama şunu da bilmek lazımdır ki: bunların her biri amatör çekimlerinizde ihtiyaç hissettirmez.
Not: Bu yazı tamamen kendi bilgilerimi depreştirmek ve yazılı hale getirerek olayı daha iyi kavramak için yazılmıştır. Başkalarına da faydası olursa hoş olur.
Şubat 26, 2010 No Comments
Diyafram ve Enstantene Arasındaki İlişki
Bir fotoğrafı çekerken 2 ana değerle oynarız. Elbette sadece bu 2’si olmayıp farklı parametreler ile makinelere özel kimi düzenlemeler de vardır. Ancak bu 2′linin ilişkisinin iyice anlaşılması halinde istediğimiz gibi sonuçlara ulaşmada önemli bir yol katedebiliriz. Diyafram ve enstantene. Diyafram (Aperture) sensör kapağının açıklığının değeridir; kolay anlaşılması için makinenin gözkapağının açıklığıdır diyebiliriz. Enstantene (Shutter) obtüratör, perde veya örtücü hızı, pozlama süresi diye de isimlendirilir. Yani çekim süresidir, gözkapağının açık kaldığı süredir.
Diyafram değerleri şu şekildedir:
f1.4, f1.8, f2 ,f2.8, f4, f5.6, f8, f11, f16, f22, f32
Küçük rakam gözkapağının en açık olduğu durumu gösterir. Rakam büyüdükçe gözkapağının kısıldığını düşünebilirsiniz. Elinizde bulunan lensin en küçük diyafram değeri bu değerlerden herhangi birisinden başlayıp ve herhangi birisinde bitecek bir aralıktadır. Bilmeniz gereken bir nokta ne kadar küçük rakamdan başlarsa o lens daha pahalı olur. Örnek olarak Nikon DX VR 18-200 mm F3.5-5.6G Zoom lensin diyafram değeri 18 mm’de iken en açık f3.5, 200 mm’de iken en açık f5,6′dır diye düşünebilirsiniz. Hangi aralıkta ne olduğu bilgisi için lens teknik özelliklerini incelemelisiniz.
Ayrıca bu değerlerin arasında ara değerlerde vardır. f3.5 gibi. Yukarıda görünen değerlerde bir önceki değer bir sonraki değerden 2 kat fazla ışık geçirir. Örneklersem bu durumda f4, f8′den 4 kat fazla ışık geçirir diyebilirim.
Enstantene süreleri ise;
… 30, 15, 8, 4, 2, 1,1/2, 1/4, 1/8, 1/15, 1/30, 1/60, 1/125, 1/250, 1/500, 1/1000 …
şeklindedir. 30, 30 saniye; 1/1000 ise saniyenin binde biri demektir.
Diyafram ve enstanteneyi birlikte düşünelim. Eğer ISO gibi diğer şartlar aynı kalmak kaydıyla f4 ve 1/500′de çektiğimiz bir fotoğrafa giren ışık miktarını f2.8 ve 1/1000 ya da f5.6 ve 1/250′de de sağlayabiliriz. Unutmayalım bu sadece diyaframdan giren ışık miktarıdır. Deneme yaparak göreceksiniz ki çıkan fotoğraf sonuçları aynı olmayacaktır. 1/1000 sürede çektiğiniz fotoğrafta eğer hareketli bir nesne varsa daha net çıkacakken, 1/250 sürede çektiğinizde hareketli nesnede bulanıklık görünecektir. Ayrıca alan derinliği de farkedecektir.
Tek bir objeyi odaklayıp kalan kısmı flu yapmak istediğimizde en küçük f değerini, yani en açık diyaframı; tüm alanı net çekmek istedimizde de daha büyük rakamlı yani daha kısık diyaframı tercih ederiz. Ama kazın ayağı yine öyle olmayıp bu sefer de enstantene yani pozlama süresini uzatmamız gerekecektir. Aynı örnekten giderek aynı ışık miktarını almak istediğimizde ve hesaplamada süreyi yarılamayı sürdürdüğümüzde f32′de enstantene süresi 1/8 saniye olacaktır. Bunu da elde çekmek epeyce maharet ister. Makineyi sabitlemek ve çekim esnasında kımıldatmamak lazım.
Not: Bu yazı tamamen kendi bilgilerimi depreştirmek ve yazılı hale getirerek olayı daha iyi kavramak için yazılmıştır. Başkalarına da faydası olursa hoş olur.
Şubat 24, 2010 1 Comment
Crop Factor (Kesme ya da Optik Çarpan) Nedir?
Temelinde fotoğraf makinelerin sensör boyutları ile ilgilidir. Dikdörtgen şeklinde olan sensörde bildiğimiz filmli makinelerin boyutu 36 x 24 mm şeklinde bir dikdörtgendir. Bu dikdörtgenin köşegen uzunluğu 43,3 mm dir. Hani ortaokul matematiğinden hatırlayınız hipotenüs hesabını:
c²=a²+b²
c²=36²+24²
c=43,3
Sensörün cinsine göre boyut değişmektedir. Full frame olarak anılan makinelerin crop factor’ü 1 dir. Canon’un EOS 5D’si, Nikon’un D3 ve D700′ü gibi FX formatlı makinelerdir. Yani onların sensör (görüntü algılayıcı) boyutları yukarıda belirttiğimiz şekilde 36×24 mm’dir.
![]()
En yaygın kullanılan Canon APS-C‘nin (Canon 400D, 40D gibi serileri) crop factor’u 1,62 dır. Nikon APS-C (Nikon D40, D90, D300 gibi DX formatlı serileri) ise 1,52‘dir. Bunlar 1,6 ve 1,5 olarak düzleştirilerek söylenir. Hesabı tersten giderek şöyle yapabilirsiniz. Standart değerimiz 43,3 değerini 1,62‘ye böleceğiz ve Canon APS-C’nin sensör köşegen uzunluğunu bulacağız. Yani 26,7‘dir. Nikon için ise bu değer aynı hesapla 28,4 çıkacaktır. Canon APS-H vardır ki (EOS 1D serileri) bunların crop factor’u 1,26‘dır. Bunu da düz hesap 1,3 diye kullanırlar. Aynı hesabı buna da yapabilirsiniz.
Kompakt sınıfta, lensi değişmeyen makinelerde durum çok değişken oluyor. Onların sensör boyutları çok küçük olduğundan crop factor’leri 4-6 aralığındadır. Bununla ilgili wikipedia‘dan tabloyu okuyabilirsiniz.
Peki bu crop factor ne işe yarar?
Basit fotoğrafçılık düzeyinde eğer 50 mm olarak tabir ettiğiniz lensi 1,6 çarpanlı bir makineye takarsanız bu 80 mm olur. Örnek kolay olsun diye şöyle izah edeyim: 1 çarpanlı bir makine ile 36×24 cm boyutlarında bir tablonun tam kadrajlı bir fotoğrafını çektiğimizi düşünelim. Bunu da 50 cm öteden çektiğimizi varsayalım.
1,6 çarpanlı bir makine ile aynı fotoğrafı tam kadrajlı olarak çekmek için bulunulan noktadan 30 cm daha geriye gidip uzaklığı 80 cm yapmak lazım; eğer gidecek yerim yok der ve 50 cm. uzaktan çekerseniz tablonun tamamı olan 36×24 cm yerine ancak 22,2×14,8 cm’lik bir bölümünü çekebileceksiniz. Yani tabloyu çekememiş olacaksınız.
Peki bu her zaman olumsuz bir durum mudur? Elbette hayır, uzaktaki bir objeyi çekmek istediğinizde 1,6 çarpanlı makine, 1 çarpanlı makineye göre daha fazla yaklaşacaktır. Bunun harici teknik açıdan kimi olumsuzlukları da var ama bunlar yazı konumuz değildir.
Not: Bu yazı tamamen kendi bilgilerimi depreştirmek ve yazılı hale getirerek olayı daha iyi kavramak için yazılmıştır. Başkalarına da faydası olursa hoş olur.
Şubat 23, 2010 No Comments





























