Posts from — Ocak 2010
Vicdani Ret Meselesine Dair
Şu “vicdanı ret” olayına bir süredir takığım aslında.
Hani elin Amerikalısı, Avrupalısı bunu yapar, anlarım. Çünkü adam diyor ki: “Arkadaş sen beni askere alıyorsun ama beni savaşa gönderiyorsun, üstelik bu savaş benim ülkemde gerçekleşmiş bir savunma savaşı da değil, basbayağı günahsız insanları öldüreceğiz, benim ülkemin çıkarına da olabilir ama ben dünyanın bir başka yerindeki insanların kanı üzerinden ülkeme bile çıkar sağlamak istemiyorum ve devletimin yaptıklarını onaylamıyorum” ve şöyle de devam edebilir: “Ben savaşa gitmesem bile, içinde bulunacağım bu ordu bir şekilde bu savaşın içinde yer alıyor ve ben bu orduya dahil olarak aslında bu savaşı onamış da oluyorum”
Muhammed Ali vicdani retçi imiş. Vietnam Savaşı için askere alınmayı reddetmiş. Bundan ötürü de epeyce sıkıntı çekmiş diye okumuştum. Yahu bir bakın sebeplerine, adam neyi reddediyor, neden reddediyor, doğru yapmış, helal olsun. Pek çok isim zikredilir vicdani ret konusunda. Peki bizdeki durum nedir allaşkına! Tamam, kabul ederim bende: askerlikle ilgili düzenlemeler lazım, keyfe keder işler var, alınış maksadına uygun yürümediği de oluyor; geçmişinde kimi hoş olmayan olaylar da vuku bulmuştur. Ama askerlik zamanı gelmiş her erkek vatandaş için anayasal bir zorunluluk olduğu sürece bizler de yapmak zorundayız. Gün gelir, zorunluluk yahut yapma şekilleri değişebilir. Ama askerlik tümden ortadan kalkamaz. Yoksa size dünyayı dar ederler. Siz istediğiniz kadar “barışçıl” olun; komşunuz değilse, size madik atma peşindeyse ve tedbiri almadıysanız sonuçları hiç de barışçıl olmaz. Elbette günümüzde yapılan askerlik eleştirilebilir. Ama Allaşkına bir kişi diyebilir mi “biz bu ülkenin askerleri, askerliğini yapanları olarak elalemin memleketine sömürmek maksadıyla girdik, kan döktük, kursağımızda mazlumlar sayesinde geçen ekmek var.” Çok şükür vicdanımız rahat. İyi de hangi vicdanı reddediyoruz?
Çünkü elin Amerikası ve Avrupasının kursağında aslında dünyanın geri kalan bölgelerinde vahşetten, kandan gelen ekmekleri tüketti ve halen tüketmekte. Ve o ülkelerin içinde de gerçekten namuslu insanlar var. Sanırız ki bu zenginlikler onların medeniyetlerinin, teknolojik gelişmelerinin bir ürünüdür. Hadi canım sende! Sömür sömür zenginleş, zenginleştikçe daha da sömür. Sonra medeniyim diye gezin!
Ocak 20, 2010 No Comments
Zamparalık Vergisi Neden Sıfır?
Zamparalık peşinde koşan ehl-i keyf bir adamın aynı zamanda içkisi, sigarası, arabası ve çok konuştuğu bir cep telefonu olması lazım. Fakat bu esnada devlet bu zamparalık için yapılan harcamalardan en yüksek payı alıyor.
- İçtiği sigaradan % 78,25
- İçkiden % 56,96
- Arabanın yakıtı kurşunsuz olmalı muhakkak % 67,07
- Eh bu eleman çok konuşur, cep telefonu görüşmesinden % 30,72
şeklinde ihtiyaç olunan tüketim malzemeleri giderlerinden direkt devletin kasacağızına giriverir. Ayda 60 paket sigara, 10 büyük rakı, 500 lira akaryakıt ve 110 lira cep telefonu görüşmesi yapan bir vatandaş bu harcamaları için 1129 lira öderse, ödediği verginin ortalaması % 65 oluyor. Fakat bu vatandaş bir bu kadarlık harcamayı zamparalık için de yapmasına rağmen vergilendirme SIFIR. Hooop ortalama geldi % 32,5′a.
Peki zamparalıkta ana unsur için ödenen nakdi paradan neden vergi alınmıyor? Devlet “namıssızlık“tan para almam diye mi düşünüyor yoksa adına zamparalık vergisi diyeceği bir vergiden mi tırsıyor?
Vergi oranları ile ilgili kaynak: ntvmsnbc
Ocak 18, 2010 No Comments
Haliç’teki İstanbul2010 Havai Fişek Gösterisi Rezaleti
Haliç’teki törenin nerede olacağına dair net bir bilgi bile yoktu. sadece Haliç Sahili diye geçiştirmişlerdi. İlgili kurumların web sitelerine de çok baktım ve Camialtı Tersanesi‘ndeki dev platformdan bahsediliyordu. Halbuki Camialtı Tersanesi kavramı günümüzde pek bir şey ifade etmiyor. Ancak yakın ilgilisi nerede olduğunu biliyordu. Ki Kongre Merkezi neresi, tersane neresi diye düşünüp durdum. Cumartesi gününü işte geçirdim. Akşam eve geldim TV’de canlı yayın varmış. Başbakan vs 15 dakika salona geç gelince programın biraz sarkabileceği belirtilmişti. Patlamalı çatlamalı gösterinin buna rağmen 2010′u da vurgulamak maksadıyla saat 20:10′da başlayacağını kendisi de çok inanmayarak belirtmişti. Neyse efemdim atladım ve Haliç’e gitmeye karar verdim. Sahil dolu olur diye hem manzarası ve hem de açısı ile iyi fotoğrafları Pier Loti’den yakalarım nasıl olsa diye yönümü değiştirdim. Pier Loti tepesine vardığımda her taraf ana baba günüydü. Mezarlığın içi bile insan dolu idi. Hani akşamın karanlığında bu kadar insanı mezarlık içinde normalde göremezsiniz, tırsarlar.
Ben de mezarlık içine iniverdim ve güzel bir noktada konumlandım. Yağmur çiselemeyi sürdürüyordu.
Sonrasında gösteriyi beklemeye başladık. Daha 25 dakika vardı. 25 dakika geçti ama TIK yok. Aklımda TV’de sunucunun söyledikleri geçiyor ve 15 dakika bir gecikmeyi de normal karşılıyordum. En geç 20:30′da başlar diyerek bekledikçe bekledik ama yine TIK yok. Haliç’in ortasında köprüde toplaşan insanların YUHHH sesleri yükseliyor. Bizim tarafta mezarlık içinde ağırlıklı kadınlar var. Birkaç delikanlı da YUHHH diye bağırmaya başlasa da o kadar da etkili bir ses yükselmiyor. Bu arada yağmur çiselemeye devam ediyor. Şemsiye de yok yanımda. Ha başladı ha başlayacak diye beklerken gecikme saat 21:00 bulduğunda artık sabrı kalmayan insanlar terketmeye başladı. Ben de yerimde ayrıldım.
Bu arada Taksim’de atılan havai fişekleri görebiliyoruz. “Ahh ulan şimdi orda olup Tarkan’ı izlemek vardı” diye de düşünmüyor değilim. Tarkan’ı çok severim. Sahnede devleşir. Başlangıçta o kalabalığa girmek istememenin cezasını çiseleyen yağmur altında bekleyerek fazlasıyla ödemiş bulunuyorum.
Kahvehanenin oraya doğru yürüdüm. Artık başlasa da çok umrumda değildi; çünkü keyfim kaçmıştı. Hani 15 dakika, bilemediniz 30 dakika gecikme olsun ama 1 saatten fazla zaman geçmişti ve TIK yoktu. Hani “çölde kutup ayısı ile karşılaşma ihtimali yüksek bir insan” olduğumu da bildiğimden ben yerimden ayrılırsam kesin başlar diye düşünüyorum bir taraftan. Yok arkadaş, halen başlamadı. Aşağı doğru salınmaya başladım ki birden başladı. Saat 21:30, yani tam 80 dakika gecikmeli. Ne diyeyim sorumluların Allah belasını versin! Bu arada ben yerimi kaybetmiştim, yağmurun da etkisiyle iyice üşümüştüm, fotoğraflama iştiham kalmamıştı, tı tı tı…
Ve keyifsiz birkaç kare de çekmiş oldum.
Ocak 17, 2010 No Comments


































