İçerik Geliştirme Üzerine Döküntüler
Bir süredir internetteki içerik üzerine kafa yoruyorum. İstanbulopedi projesinde nasıl bir içerik geliştirmeliyizden çıkıyor aslında. Bu doğrultuda başkaları ne yapmış diye araştırıyorum sürekli. Bu arada da genel manada internet içeriğimizin hal-i pür melalini de görüyorum. Kişisel sitelerde içeriği iyi olanlar var ama network sitelerinde durum pek iç açıcı değil. Forum tabanlı olanlar çöplüğe dönmüş durumda. Bu yazı daha çok kendi çıkarımlarımı toparlamak ve ne yapmam gerektiği konusunda kendime de yol göstermek; varsa hatalarımı görebilmek üzerine kişisel bir tartışma döktürüntüsüdür. İşin teknik yönü ele alınmamıştır, yanlışı doğrusu zamanla görülecek, iyileştirilebilir bir yazıdır.
İçerikleri kendimce sınıflandırmaya çalıştım. Web sitelerinde bunlar tek bir sınıf olduğu gibi ortaya karışık olarak da sunulabilmektedir.
Copy-Paste İçerik
Onlarca forum sitesi var ve birbirlerinin benzeri amaçlı kurulmuş ve birbirilerinin çoklukla aynı içeriklerine sahiptirler. Aynı durum blog siteleri için de geçerli. Sağdan soldan bulunma içeriklerin belirli kategoriler altında copy-paste yapılmışları. Altında teşekkür, harika mesajlarından öte eklenmiş bir cevabın dışında birşey pek olmaz. Ve işin garibi kimselerin bunları okuduğu yok, okuma ihtimalleri de yok; okusalar yahut anlasalar zaten copy-paste yapmazlardı. Pek çok bilginin günü geçmiş oluyor. Ya uzun yıllar öncesindeki bir ansiklopediden yahut bir kitaptan birebir afırtmalar. Ama Alexa değerleri hayli yüksek bunların. Google sizi bir şekilde onlara gönderiyor. Buradan Google’ı da suçlayamıyorum çünkü Google’ın göndereceği alternatif içerik pek yok. Uzun vadede bir işe yaramaz; bunları forumlara eklemeyle uğraşanların vakitlerine yazık. Tek beklentileri Google Adsense’den üç beş sent kazanmak.
Uzun ve Karışık İçerik
Bilimsel makaleleri saymazsak -ki bunların talep edeni ayrıdır, mühimdir- internette hikayeleştirilmemiş (gezi yazıları gibi) tanıtıma ve bilgi vermeye dönük uzun içerikler okunmuyor. Sadece aman Google amca bizi de indekslesin, sağdan soldan bize link atsınlar pagerankımız yükselsin; yahut bizi gören bir nane sansın maksadıyla eklenirler. Okunmaz çünkü internet kullanıcısının buna ayıracak vakti olmaz; okunmaz çünkü yazılarda geçen ve açıklayıcı olması gereken isimler, yerler açıklanmamıştır; okunmaz çünkü yazı iyi kurgulanmamıştır; okunmaz çünkü kullanıcı oraya spesifik bir şeyi aramak için gelmiştir, inatçı değilse yazıda o detayı aramak istemez.
Fazla Kısa İçerik
Genelde bir iki cümleyle bilgi verir. Seri biçimde üretilmiştir. Tek başına pek işe yaramaz. Temel amacı Google’dan arama sonucu siteye gelinmesi ve sayfa gösterimi arttırmaktır. Bakın bu da var demek içindir.
Boş İçerik
Fazla kısa içeriğin hiç olmayanı. Bir şekilde teknik altyapının imkanları ile başlıklar oluşturulmuştur ama içerik yoktur. Boş yere siteye gitmişsinizdir; site sahibi de Google Analytics‘ten gelişleri gelip memnun olur; yahut gelen kişi sitenin müsait bir yerinde bulunan reklamdaki daha zengin içeriğe tav olup, tıklar ve siteden çıkar, site sahibi de paracıklar kazanır.
Yaygın İçerik
Bunu nasıl isimlendireyim emin olamadım. Bir konu çerçevesinde oluşturulan siteler hep aynı yerleri, aynı detayları kullanır. Bunlar çok yaygın olarak bilinen ve ulaşılabilinenlerdir. Haklarında zaten internette bolca bilgi bulunabilmektedir. Yani çok fazla emek harcamadan oluşturulurlar. Kısa sürede siteyi ayağa kaldırabilirsiniz. Bir İstanbul projesinde Ayasofya’nın, Alman Çeşmesi’nin içeriğe dahil edilirken; ne bileyim önceki yazımda belirttiğim Perestu Kadın Efendi Çeşmesi‘nin hiç olmaması gibi; indeks tabanlı sitelernde restoranları koyarken hep o bilindik ama çok kimselerin itibar etmediği yahut cebinin oralara gitmeye müsaade etmemesinden ötürü gidemedeği yerlerin olması gibi. Kısaca meşhur yerlerin, meşhur bilgilerin olması.
Peki Nasıl Bir İçerik Olmalıdır?
Yukarıdakilerin hiçbiri olmamalı tabi; yahut olsa bile bunlar kısmi olarak yer almalı, güncellemeye, değiştirebilmeye müsait olmalıdır.
Öncelikle internette içerik geliştirmenin bir maliyeti vardır. Bu maliyet bazen sadece zaman olmakla birlikte para da gerektirebilir. Hatta çok çok pahalıya bile patlayabilir. İşte o çok çok pahalıya patlayan içerik en değerlisidir.
İçerik çok uzun olmamalı ve site içindeki içerikle etkileşimli olmalıdır. Site içi başka yazılara referans vermelidir ki kullanıcıyı arzu ederse daha çok bilgilendirebilmelidir.
Kesinlikle başka sitelerden copy-paste ile taşıma olmamalıdır. Çünkü sitenizin genel bir dili oluşmalıdır, var olmalıdır ve asla bu dil ile çelişmemelidir. Sitede gündelik Türkçe kullanılırken copy-paste ile alınan içeriğin dili Osmanlıca ağırlıklı olabilir gibi.
Cümleler çok uzun olmamalı, cümleler arasında ahenk olmalıdır. Okuyanı boğmamalıdır.
Mümkün olduğunca okuyucuyu sıkmayan, hatta keyif alabilmesini de sağlayan minik hikayelerle desteklenmelidir.
İçerik site genelinde bütünlüklü ve diğer benzer yapıya sahip içeriklerle de ortak özellikleri bulunmalıdır. Yani içerik de tasarlanmış olmalıdır. Pek bilinmeyen bir yer hakkında bilgi verirken, birinde detaylı tarifi yapılırken, diğerinde bunun es geçilmesi gibi.
Not: Bu yazı zaman zaman güncellenecektir.
Ocak 25, 2009 No Comments
Kılıçdaroğlu’nun Adaylığı
Siyasette dürüstlük para etmez. İş hayatında da dürüstlük para etmez. Dürüst kalarak kazanamazsınız. Ama herşeye rağmen dürüst kalmak -bence- iyidir. Şahsen boğazımdan haram lokma geçmesi beni bitirir.
Kemal Kılıçdaroğlu dürüst ve yolsuzlukları sorgulayan biri olarak son dönemde arz-ı endam eyledi. Tartışmalar herkesin malumu. Farklı bir portre çizdi. Bu kişiliğini sevdik.
Önceki seçimlere göre ardarda belediye başkanlığı yapan isim yok. Aynı görüş ya da aynı parti her ne kadar son 15 yıldır İstanbul’u idare ediyor olsa da son 50 yılda kişiler hep değişmiş. Bunu Yalçın Doğan’ın yazısından öğrendim. İstatistiksel olarak Kılıçdaroğlu’nun şansı var, Topbaş gidici yani.
Bugüne kadar tüm adaylar dürüstlük vaadiyle gelmiştir. Seçim öncesi hepsi en dürüsttür, hepsi en bi proje adamıdır ama iş yapma sürecinde çarklar farklı işler. O nedenle dürüstlük seçime kadardır. Halk bunu öğrenmiştir ve Kılıçdaroğlu için aynı zamanda dezavantajıdır.
Belediye başkanlığı demek çöp demek, yol demek, üst geçit demek, otobüs demek, metro demek, su demek, inşaat demek, demek de demek, karın ağrısı demek özetle. Her daim memnun olmayanların ana avrat düz gideceği bir koltuk demek. Bunu kaldıramaz ki dezavantajıdır.
Yolsuzluğu ortaya çıkarmak başka, yolsuzluk yapmamak, özellikle yaptırmamak başka bir şey. Devasa bir örgütün içinde her zaman bulunan çürük yumurtaların yaptıkları da size maledilir ki, Kılıçdaroğlu bunu kaldıramaz. Bu da dezavantajıdır.
Kılıçdaroğlu özgeçmişine göre İstanbul’u bilmez. İstanbul’un sorunlarına da, yaşamına da hakim değildir. Ankara’ya da hiç benzemez İstanbul. Bu ayrı bir dezavantajıdır.
Yine özgeçmişine göre mesleksel olarak belediyeciliğe çok uzaktır ki dezavantajıdır.
Kılıçdaroğlu bürokrattır, parlementerdir.. Devletin saygınlığını ve işleyişini sağlayıcı bir yapısı vardır ve o nedenle mecliste iş yapabilir. Belediye biraz özel sektör gibi işler. İstanbul Büyükşehir Belediyesi devasa bir holdingtir. Bu konuda tecrübesi yoktur ve dezavantajıdır.
CHP İstanbul kalesinin değerinin farkındadır, bu kaleyi almak AKP’ye beşikten gol atmak olacağını da bilmektedir ve Kılıçdaroğlu elindeki tek kozudur, parti aday üretemiyor. Kılıçdaroğlu medyatiktir son dönemde, partiye hoş bakmayanların bile kişisel olarak sempatisini kazanmıştır; aynı zamanda gelecekteki iktidara yürüme ihtimali muhtemel parti başkanlığına yakıştırılmıştır. O nedenle iktidar olmak istemeyen partisi tarafından bir başarısızlık yaşamalıdır denerek aday yapılmıştır. Bu konuda benzer yorum yapanlar da var. Yani kendisine ders verilmek istenmektedir, bu da dezavantajıdır.
Önceki beyanatlarında açık açık belediye başkan adayı olmak istemediğini belirtmiştir. Bu gönülsüz durum da dezavantajıdır.
İstanbul çok çok büyüktür ve çeşit çeşit toplumsal profilleri de barındırmaktadır. Dar gelirlilerin ve muhafazakar kesimin oy sayısı da hayli yüksektir ve partisinin bu insanların beklentilerine dönük politikaları olmadığı gibi kömür karşılığı oyunu satanlar olarak itham edilmişlerdir. Bu da dezavantajıdır.
Halk her ne kadar dürüst aday istiyor gözükse de etkili kesimler ve bizzat halkın kendisi dürüst olmadığından, bunlar sadece söylemden ibaret olup, sandıkta döneklik yaparlar. O nedenle dezavantajıdır.
Uzun yıllardan beri belediyeye yerleşen kesim, aynı zamanda ilçe belediyelerinin de yönetimine sahip olduğundan ötürü bu seçimde tüm imkanları seferber edeceklerdir, bu da Kılıçdaroğlu’nun dezavantajıdır.
Yani avantaj olarak ortaya sürülen sadece dürüstlük, CHP’nin kitle oyu bu seçimi almak için yeter mi şüpheliyim.
Ocak 25, 2009 No Comments
Silivrikapı Hipojesi
Tarihe saygısızlık derken illa Osmanlı eserlerine olunca tepki vermiyoruz. Roma dönemi, Bizans dönemi de İstanbul’un tarihidir ve sahip çıkmak zorundayız; bizim tarihimizdir ve bu eserler bizim değerlerimizdir.
Silivrikapı Hipojesi, 1988 yılında surların restorasyonu sırasında Silivrikapı’nın az gerisinde 37. Kule’nin güneyinde Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu tarafından bulunmuş ve MS 4. yüzyıla tarihlendirilmiş. 1989 yılında büyükşehir belediyesi tarafından restore edilmiş. 1993 yılında iç mekanı kaplayan mermer kabartmalar çalınmış ama daha sonra bunlar mali polis tarafından bulunup İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne teslim edilmiş.
Hipoje 2 bölümden oluşmakta: 4,20×3,90 m boyutlarında bir gömü odası ve buna bir kapı ile bağlı 4,50×1,25 m boyutlarında enlemesine bir antredir.
Günümüzde kaderine terkedilmiş durumda. İçinde birileri barınıyor, içki içiyor, ateş yakılıyor. Bir tarihe saygısızlık örneğimizdir. İçine girmek istemedik, ancak kapısından görebildiğimiz kadarıyla flaş patlattık.
Daha önce kabartmaların kopyaları mezar içine yerleştirilmiş ama bugün onlardan biri sur duvarına dayanmış olarak duruyordu.
Ocak 25, 2009 1 Comment


































