Random header image... Refresh for more!

Benim Güzel Türkiyem

İlkokulda bir şiir yazdığımı hatırlıyorum. Artık nereden, kimden esinlendi isem; hatta öğretmene de göstermiştim. Çok ilgilenmediğini de hatırlar gibiyim. Onu anımsadım bugün ülkemdeki doğa katliamı ve bilinçsiz su kullanımını hakkında kimi yazıları okuyunca. Çünkü ders kitaplarında bize bambaşka bir Türkiye öğretiliyordu. Dünyanın en güzel ülkesiydi, en güzel doğa bizdeydi, en önemli maden kaynakları bizdeydi, her yerden sular fışkırırdı vesaire vesaire… Ülkemiz kendi kendine yeterdi, asla namerde muhtaç olmayacaktık.  Fena halde gurur vesilesiydi bunlar bizim için. Şiir;

“Dağları, ovaları /Bağları, bayırları / / Herşeyiyle güzeldir / Benim güzel Türkiyem

Irmakları akar şırıl şırıl / güneş doğar ışıl ışıl / Herşeyiyle güzeldir / Benim güzel Türkiyem”

gibi dörtlüklerden oluşuyordu. Böyle 5-6 dörtlük vardı. Kuzuların melemesi de vardı, yemyeşil ovalar da vardı sanki şiirde. Hatırımda kalmamış daha fazlası.  Kendi uydurduğumuza kendimiz inandık hep. “Vatan” kavramı ile doğayı çorba etmişiz. Vatan’ın kurak olması, çorak olması, dağ başında olması yahut sert kışların olması “vatan” kavramının içsel manasını değiştirmez, bağlılığı hiç etkilemez bu. Ama biz hayallerde yarattığımız bu vatana ait bir tabiat düzeninin, doğal kaynaklarının olmadığını; olanları da nasıl piç ettiğimizi görmemiz çok uzun sürmedi. Kimbilir, belki aynı masalı aynı ilkokul/ilköğretimde halen anlatıyordur öğretmenler. Hani olmaması o kadar koymaz da; kirletmemiz, yok etmemiz, önlem almamış olmamızdır koyan. Belki de bu öğretinin de bir etkisi vardı bu piç etmede. Nasıl olsa boldu bizde, birşey olmazdı.

Yorum yok

Henüz yorum yok...

Sen döktürmek ister misin?

Yorum yapın