Random header image... Refresh for more!

Safsata

Safsata, TDK tanımında şöyle geçer:

safsata Ar. safsaµa

is. Boş, temelsiz, asılsız söz: “Türk Cumhuriyeti, varlığını, istiklalini safsatalarla tehlikeye maruz bırakamaz.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

Safsata Kılavuzunda şöyle bir tanım vardır:

Mantık hataları ya da bir diğer deyişle hatalı çıkarımlar sonucu ortaya çıkan  boş, temelsiz, asılsız  ahkâma denir.

Arada şöyle bir fark var: Biri laga luga sözleri de içine dahil ederken; diğeri hatalı çıkarımlar sonucu edilen sözü (ahkâm, yani varılan sonuç var) kastediyor.

Gündelik hayattaki kullanımlarda da TDK tarafından verilen manaya daha sık rastlıyoruz.  Özetle faydasız, işe yaramayan, boş, laga luga ve özellikle en çok karşılaştığım yalan dolan sözler manasında. “Burçlar safsatadır”, “Ergenekon safsatadır”, “seni seviyorum safsatası” gibi örneklere safsata diye gugıllayınca rastladım. İşin kötü yanı adamakıllı pek bir bilgiye de ulaşamadım. Herkes safsata kılavuzundan copy-paste yapmış.

Ocak 13, 2009   No Comments

Benim Güzel Türkiyem

İlkokulda bir şiir yazdığımı hatırlıyorum. Artık nereden, kimden esinlendi isem; hatta öğretmene de göstermiştim. Çok ilgilenmediğini de hatırlar gibiyim. Onu anımsadım bugün ülkemdeki doğa katliamı ve bilinçsiz su kullanımını hakkında kimi yazıları okuyunca. Çünkü ders kitaplarında bize bambaşka bir Türkiye öğretiliyordu. Dünyanın en güzel ülkesiydi, en güzel doğa bizdeydi, en önemli maden kaynakları bizdeydi, her yerden sular fışkırırdı vesaire vesaire… Ülkemiz kendi kendine yeterdi, asla namerde muhtaç olmayacaktık.  Fena halde gurur vesilesiydi bunlar bizim için. Şiir;

“Dağları, ovaları /Bağları, bayırları / / Herşeyiyle güzeldir / Benim güzel Türkiyem

Irmakları akar şırıl şırıl / güneş doğar ışıl ışıl / Herşeyiyle güzeldir / Benim güzel Türkiyem”

gibi dörtlüklerden oluşuyordu. Böyle 5-6 dörtlük vardı. Kuzuların melemesi de vardı, yemyeşil ovalar da vardı sanki şiirde. Hatırımda kalmamış daha fazlası.  Kendi uydurduğumuza kendimiz inandık hep. “Vatan” kavramı ile doğayı çorba etmişiz. Vatan’ın kurak olması, çorak olması, dağ başında olması yahut sert kışların olması “vatan” kavramının içsel manasını değiştirmez, bağlılığı hiç etkilemez bu. Ama biz hayallerde yarattığımız bu vatana ait bir tabiat düzeninin, doğal kaynaklarının olmadığını; olanları da nasıl piç ettiğimizi görmemiz çok uzun sürmedi. Kimbilir, belki aynı masalı aynı ilkokul/ilköğretimde halen anlatıyordur öğretmenler. Hani olmaması o kadar koymaz da; kirletmemiz, yok etmemiz, önlem almamış olmamızdır koyan. Belki de bu öğretinin de bir etkisi vardı bu piç etmede. Nasıl olsa boldu bizde, birşey olmazdı.

Ocak 13, 2009   No Comments

Panoramik İstanbul

Çok sayıda fotoğrafı çekip sonra bunları çeşitli programlar aracılığıyla birleştirince ortaya bazen nefis panoramalar çıkabiliyor. Burada nasıl yaptığımı anlatmıştım. Bunların bir kısmı acemilik dönemlerimden kalma olu tamamı tripod kullanılmadan yapılmıştır. Flickr’a yüklediğim çeşitli İstanbul panoramalarından örnekleri toplu olarak sunuyorum.

Dolmabahçe Sarayı Kapısı

Çamlıca'dan Boğaziçi

Ayasofya İç

Haydarpaşa Garı

Karlı bir Kış Gününde Sultanahmet Meydanı ve Ayasofya

Galata Kulesi'nden Mavi Boğaziçi

Galata Kulesi'nden Mavi Boğaziçi ve Ulaşım

Piyer Loti'den Haliç Panoraması

Ulus Parkı'ndan Boğaziçi ve İstanbul'un Boğaz Köprüleri

Dolmabahçe Sarayı Kapısı

Ocak 13, 2009   No Comments