Random header image... Refresh for more!

Türkiye Envanterini Bilmiyor: Seçmen Sayısındaki Artış Örneği

Bilindiği üzere yeni sisteme göre seçmen sayısı 6 milyon artınca kıyamet koptu. Nasıl artarmış, hükümet kendi oyunu arttırmak için sahte kayıtlar yaptı vs. şeklinde yaygara kopartıldı. Hele hele bunu partilerin ileri gelenleri ile koca koca köşe yazarlarından görünce benim şaşkınlığım arttı. Artmasından daha doğal ne olabilirdi ki? Her seçim öncesi kaydın yaptırmayan ben onlarca insan ile karşılaşıyordum, memleketim insanının kayıt kuydunu yaptırmadığını ben bile görüyordum. Adrese dayalı nüfus sistemi sonucu bunun çıkması da gayet doğaldır. Ki onun ne kadar sağlıklı olduğunun tespiti de gerekmektedir.

YSK nihayet bu konuda açıklamayı yaptı.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), seçmen sayısındaki artışın “halk oylamasında esas alınan seçmen kütüklerinin kesinleşmesinden 29 Mart 2009′a kadarki 19 aylık sürede 18 yaşını dolduran ve dolduracak olan 2 milyona yakın seçmenin yanı sıra daha önce kendi iradesiyle yazılmayan seçmenin yasa değişikliği sonucu kütüklere resen yazılmasından kaynaklandığı” bildirildi.

Ama gerçek rakamı, yani doğru envanteri yine de ortaya çıkardıklarına inanmam zor. Şu an yapılan ile gerçeğe daha da yaklaşılmıştır sadece. Bu ülkede henüz adres yapısı doğru oturmuş değil. Gecekondular ile gecekondu gibi oluşturulmuş yüzlerce mahallede sokak nerede başlıyor, nerede bitiyor, numaratajları nasıl yapılmış, hangi binada kaç daire var, daireler nereleri bu bile çok kesin değil. Daha zırt pırt sokak adları değişiyor, numaraları değişiyor. Geçen gün bizim binanının üzerine 5 numara yapıştırılmış, biz 1 numara idik halbuki. Bununla ilgili herhangi bir bilgi de ulaştırılmamış. Muhtarlık kayıtları zaten düzenli yapılmıyor.

Bir ülke ki daha insan envanterini bilmiyor, doğal kaynak envanterlerini, bilumum envanterleri geçtim. Ehh seçimlerde de bunların olmasından doğal ne olabilir. En güncel ve sağlıklı verileri sunması gereken TÜİK ve DPT’den hangi dönemlerin istatistiklerini elde edip de buna göre yorumlarda bulunabilirsiniz peki? URAK tarafından yayınlanan “İller arası rekabet endeksi” araştırmasının sonuç bölümü de aslında aynı şikayeti dile getiriyor. Sağlıklı veri ya yok ya zamanında elde edilemiyor. Peki bu kurumların bunları çıkaracak yetişmiş insan kaynağı ya da imkanları yok mu? Muhakkak var. Ama, ama olmaz işte. Devlet memuru zihniyeti bürokrasiyi öyle bir sarmış ki; çok zor, çok.

Aralık 23, 2008   No Comments

Türkiye’nin Ruhu: Cemil Meriç

Cemil Meriç ile tanışmam 1993 yılında idi sanırım. Kazara hakkında yazılmış bir kitapla başladı her şey. Ondan sonra diğer kitaplarını okumaya giriştim. Okudum diyemiyorum çünkü pek çoğunu kavrayamadım.  Okuma referanslarım öyle yetersiz kaldıki. Bu Ülke balyoz misali vurdu önce. Defalarca okudum, defalarca sayfalarında gezindim. Aldıklarım içinde en çok eskiyen kitap o oldu. Yıprandı, yıprandı. Cemil Meriç ile ilgili faaliyetleri de olabildiğince takip etmeye gayret ediyorum. Bir tek Dücane Cündioğlu’nun kitaplarını henüz okumadım. Bir ara kitapçılarda bulamamıştım ve öylece kaldı. Ama elbet okuyacağım.

Ülkesinin geçmiş ve geleceğini yüklenen bir aydın: Cemil Meriç

Ülkesinin geçmiş ve geleceğini yüklenen bir aydın: Cemil Meriç

Bu akşam Cemal Reşit Rey’de Türkiye’nin Ruhu belgeselinin galasına gittim. Kalabalık olması sevindirici ama bu kalabalıkta muhafazakar kesimin baskın görüntüsü üzücü aslında. Daha geniş kitleleri gözler arıyor. Bunun sebeplerine değinmek istemiyorum.

Dücane Cündioğlu’nun danışmanlığında Şafak Bakkalbaşıoğlu’nun yönetmenliğindeki belgeselin konsept ve senaryosu Metin Tavukçuoğlu’na ait, Cüneyt Türel ve Ahmet Mümtaz Taylan seslendirmiş, Erdal Beşikçioğlu da muamma anlatıcısı olarak yer almış. Özellikle bu muamma anlatımları ve çekimleri belgesele bambaşka bir hava vermiş ve hayli başarılı gerçekleştirilmiş.

Belgeselin başlamasından önce kızı Ümit Meriç Yazan güzel bir konuşma yaptı, baba Cemil Meriç’i görüyorum konuşmalarında; bundan doğal ne olabilirdiki? Peşinden Dücane Cündioğlu kısa ama öz bir konuşma ile tamamladı ve belgeselin seyrine geçildi.

Seyrederken kendi okuma günlerime döndüm ve kendimi Bu Ülke’ye atmak istedim, Jurnal’de kaybolmak istedim. Pek anlamadan okuduğum Bir Dünyanın Eşiğinde’yi yine anlamadan okumak, Kırk Ambar’ın koridorlarında yine yeniden yolumu şaşırmak arzusuyla doldum.

Emeği geçenlerin ellerine sağlık. Umuyorum bu belgesel Cemil Meriç üzerine daha fazla araştırmaların yapılmasına, tezlerin yazılmasına da vesile olur.

Belgesel 26 Aralık’ta saat 21:10′da  TRT2‘de gösterilecek.

Aralık 23, 2008   No Comments