Random header image... Refresh for more!

Özür Dilemeli mi, Beklemeli mi?

Gündelik hayatımızda özür dileyenler mi, yoksa bekleyenler mi size daha sıcak gelir? “Ben bu haltı işledim, özür dilerim” diyen mi; yoksa “Sen bu haltı işledin benden özür dilemelisin” beklentisine girmiş biri mi size daha sevimli görünür? Benzer şekilde teşekkür eden mi, teşekkür bekleyen mi; seni seviyorum diyen mi, sevildiğinin söylenmesini bekleyen mi? Halen ikincisi diyorsanız sıkıca bir daha düşünün. İletişimi sağlayan, daha sıcak olan, sevimli görünen, istekli olan daima birincisidir kanımca.

Gelelim karşılıklı olarak açılan sitelere:

Özür dileyenlerin sitesine şu an ulaşamıyorum. Bianet‘ten aldığım metin şöyle diyor:

“1915′te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı ‘Büyük Felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkar edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”

Peki özür bekleyenler ne diyor?

“Geçmişte ve günümüzde, bir çok zalim tarafından zulme maruz kalan Türkler adına, bunları yapanların ve bu zulümlere göz yumanların özür dilemesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu vahşetlere göz yumamayacağımı belirtiyor, tüm Türk Dünyası adına, bir Türk olarak özür bekliyorum!

Mustafa Kemal Atatürk; “Binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdi. Tarihte benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan Ermenilerdi”, s.260-261, Nutuk.

Evet kesinlikle özür dilemek daha erdemlidir. Ancak iki tarafta kendi taraflarından haklılar ve doğru bir şey yapıyorlar. Özünde karşıt gibi davranan, görünen, olmak isteyen bu 2 kampanya bir zıtlıkta değil, aynı tarafta buluşuyorlar. Biri sizin mazlum olduğunuzu düşünüyor ve bu duyarsızlıktan ötürü kendi payıma özür diliyorum derken; diğeri mazlum olduğumuz olaylar ve günler adına duyarsız olan zalimler bizden özür dilemelidir demektedir.

Özür dileyenlerin sayısına yazıyı yazarken ulaşabildim ve an itibariyle 13,848 idi , özür bekleyenler an itibariyle 49,915 kişi. Rakamsal olarak özür bekleyenler galip durumda. Özür bekleyenlerin suçlanma gibi bir kaygısı yok; ama özür dileyenler “vatan hainliğinden”, “dünyayı kurtaran adama” kadar geniş bir yelpaze de kategorize edilebilmektedir.

Ben ikisine de katılmadım. Internet üzerinde tartışmalı konulara imza koymuyorum. Ya bu kargaşa içinde adımın olmasını istemediğimden yahut metinlerin bozuk, yetersiz Türkçeleri, anlam kaymalarına müsait olmasından imza atmıyorum. Herhalde şu ana kadar bir tek -anketler hariç- internetin kısıtlandırılmasına karşıt yürütülen kampanyalara katıldım.

İşin bir de teknik yönü var. Bana güven vermiyor adetler. Internetin düzenini bilenler bilir zaten: Bu rakamları yukarı çıkarmak pekala mümkün. En fazla basit bir IP kontrolü yapılır hepsi bundan ibaret. Tekilliği sağlayacak şey en fazla bir email adresi olup; kişiler ister ve uğraşmak isterlerse yine birden fazla kez katılabilir. Mevcut kampanyalar görebildiğim kadarıyla böyle bir teknik zaafiyete de sahipler.

Ben olsam email adresini muhakkak alır ve email adresi üzerinden doğrulama yapma şartı koyardım. Böylece kolayca suistimal edilmesini de önlerdim.

Aralık 19, 2008   1 Comment

Ankara Gezisi - 1

Kurban bayramı süresince havanın pırıl pırıl, fotoğraf çekimi için ideal olduğu günler de oldu ama ben ancak sisin bastırmaya başladığı ve bastırdığı günde biraz dolanabildim şehirde. Gezi dedim ama pek gezi sayılmaz. Aslında Ulus, Hamamönü, Samanpazarı, Altındağ, özellikle Ankara Kalesi ve çevresi tarihi eserleri gezip görmek açısından hiç de yabana atılacak gibi bir yer değil. Yeterince gezecek zamanı bulamamış olsam da, bu gezilerimi birer keşif gezisi olarak değerlendiriyor; sonrakilerde hem daha detaylı gezebilecek hem de fotoğraf için ideal hava koşullarında nerelerden, ne tür manzaralar alınabilir bunları belirledim.

Julianus Sütunu

Julianus Sütunu

Çankırı Sokak ile Armutlu Sokağı’nın arasındaki küçük bir meydanda kare bir kaide üzerinde Roma dönemine ait bir sütun vardır. Çocukluğumun Ankara yıllarında bugünde görünen sütun üzerindeki leylek yuvaları olduğunu hatırlarım, yanlış anımsamıyorsam sanki leylekleri de görmüştüm. O dönemlerde alışveriş denildiği zaman Ulus’a gidilirdi. Sonradan Kızılay popülerleşmiş olsa da, Kızılay da bunu AVM’lere terketmiş artık. Halk arasında Belkıs Sütunu da denilen bu sütun, üst üste konulmuş yuvarlak tuğlalardan yapılmış olup 15 m. yüksekliğindedir. Bizans dönemine ait korinth başlığı ile sona ermektedir. Günümüze gelememekle beraber bu sütunun üzerinde imparatorun heykelinin olduğu sanılmaktadır.  İmparator Julianus’un MS. 362 yılında Ankara!yı ziyareti anısına dikilmiştir. 2001 yılında onarılmış.

Julianus Sütunu’ndan aşağı doğru yürüyünce eski bir çeşme karşıladı beni.Gümrük Müsteşarlığı’na ait abudik bir yapı olmalı bu bina, onun duvarında idi. Buna benzer çeşmeleri Kale civarlarında da görmüştüm ama henüz haklarında bir bilgi edinemedim.

Eski Çeşme

Eski Çeşme

Oradan devam etmek suretiyle Hacıbayram Camii çevresini görmek istedim. En son gideli herhalde 10 seneden fazla olmuştu. Fakat mevcut hali aklımda kaldığından daha rezil geldi gözüme. Bir kargaşa, meydanda bir kimlik bunalımı kendini gösteriyordu. Dolmuşlar için kalkış durakları yapılmış çevresine. Hacı Bayram civarında yıkımlar olmuş ama çer çöp dolu her yerde. Arkaya dolanıp bir manzara fotoğrafı aldım.

Haci Bayramdan Manzara

Haci Bayramdan Manzara

Dağınıklığı görünce insanın gezesi de gelmiyor aslında. Daha derli toplu, turistik bir düzen bekliyorsunuz ama nafile. Ankara henüz turist ağırlamaya hazır değil. Caminin çevresini dolanıp Augustus Tapınağı’nın çevresinde bulunan teller arasında fotoğraf çektim.

Augustus Tapınağı

Augustus Tapınağı

“Roma Döneminin önemli yapıtlarından biri olan tapınak, son Galat Hükümdarı Amintos’un oğlu Kral Pylamenes tarafından Augustus’a bağımlılık nişanesi ve Galatya Eyaletinin Roma’ya katılmasını kutlamak amacıyla M.Ö. 25 yılından sonra yapılmış olmalıdır.” diyor bir kaynak. Ancak bu açıdan rahat bir fotoğraf çekebiliyorsunuz tellerin arasından, içeride çalışmalar sürdüğünden ziyarete kapalı henüz.

Biraz ilerleyip Hacıbayram Camii’ne geniş bir açıdan bakmak istedim ama avlusu otoparka dönüştürülmüş bir eseri rahat görememek beni rahatsız etti.

Hacıbayram Camii

Hacıbayram Camii

Avluda bulunan bu yapı ile ilgili bir bilgiye rastlayamadım. Roma dönemi izlerini görebildim üzerinde.

İstikameti Roma Hamamı’na çevirdim. Roma Hamamı desek de aslında bu bölge bir höyük. Frig, Roma, kısmen Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yerleşimin izleri belirlenmiş burada. Sütunların arasınde gezindim evvela.

Sütunlar

Sütunlar

Sütunlar

Sütunlar

Kabartmalara dikkat kesildim.

Kabartma

Kabartma

Hamam bölümünü içerden gezmek mümkün değil. Hayli geniş bir alandaki hamamı ancak çevresinden görebiliyorsunuz. Devasa havuzun çekimi ışığın da tersten gelmesi ile doğru açıdan pek alamadım.

Roma Hamamı Havuzu

Roma Hamamı Yüzme Havuzu

Hamamda piscine denilen yüzme havuzu, apoditerium denilen soyunma odalarının olduğu bölüm, caldarium denilen en sıcak bölüm, hypocaust denilen ısıtma tesisatının olduğu bölüm, tepidarium denilen ılık bölüm, frigidarium denilen soğuk bölüm, servis tünelleri, yeraltı ısıtma  sistemi bulunmaktadır. Hamam III. Yüzyılda Septimius Severus’un oğlu Roma İmparatoru Caracalla (212-217) tarafından Sağlık Tanrısı Asklepion adına yapılmıştır. Caracalla Hamamı da denilmektedir.

Ve uzun zamandır görmek istediğim Roma Hamamı’nı da gezmiş oldum. Elbette görülecek kısım ve eserler, kalıntılar, kabartmalar, sütunlar buradaki fotoğraflarla sınırlı değildir. Bu arada Müze Kart geçerli olup, normal giriş ise 3 YTL idi.

Aralık 19, 2008   2 Comments