Tarihe Saygısızlık: Benlizade Ahmet Raşit Efendi Türbe ve Sebili
Çarşamba’da eski Darüşşafaka Lisesi bahçesinin duvarına bitişik olan bu türbe yanındaki sebil ile birlikte Kazasker Benlizade Ahmet Raşit Efendi tarafından 1800 yılında yaptırılmıştır. Internetten edindiğim bilgilere göre türbe, sebil ve darülkurradan oluşan bu mini külliyenin hazin bir hikayesi de var. En altta okuyabilirsiniz. Günümüzde harabe olan yapının bütün pencere ve kapı duvarları örülmüş durumdadır.
Türbenin çatısında ve kubbesinde hasar ciddi ve her tarafını otlar sarmış durumdadır.
Kubbe dıştan her ne kadar zarar görmüşse de içten bakıldığında enteresan bir durum var. Evet kesinlikle zarar görmüş ama nasıl bir işçilik ve malzeme kullanılmışsa kubbenin tam ortasındaki desen bozulmadan kalabilmiş.
Türbede bugün mezarlar var mı bilemiyorum. Sandukların bir şekilde bulunması ve zemine bakılırsa mezarlar taşınmış olmalı. Kaynaklarda güncel bir bilgi bulamadım. Hepsinde banisi ile birlikte şunlar yatmaktadır şeklinde bilgi var.
http://milligazete.com.tr/print.php?type=news&id=44940
Mekke Kadılığı ve Anadolu Kazaskerliği Benlizade Ahmet Reşit Efendi’nin 200 yıldan fazla süredir vakıf olarak hizmet veren İstanbul Fatih’teki türbe, sebil ve darülkurradan oluşan külliyesi bakımsızlıktan yıkılmak üzere… ‘Avrupa Kültür Başkenti’ olma yolunda çeşitli Bizans eserlerini ihya eden kurumlar, tarihimizle ilgili yapılara yüz çeviriyor.
Benlizade Ahmet Reşit Efendi’nin türbe, sebil ve okulun bulunduğu 22 bin 514 metrekarelik arazide Benlizade Efendi’nin eşi ile bir yakınının kabri bulunuyor. Ancak üç sanduka da parçalanmış durumda. Türbenin kapıları sökülmüş, kubbesinde otlar çıkmış. Türbe ve sebilin yola bakan kapı ve pencereleri duvar örülerek kapatılmış. İçeriye ancak Darüşşafaka okulunun içinden geçilerek ulaşılabiliyor. Benlizade’nin ailesi türbeyi onarmak için 1962 yılında Vakıflar’dan izin istemiş, ancak bu talebi kabul edilmemiş.
Vakıf malını satmışlar!
Yavuz Sultan Selim Camii’ne komşu olarak inşa edilen türbe, sebil ve darülkurradan oluşan Benlizade Ahmet Reşit Efendi Vakfı’nın yönetimi, devlet tarafından el konulduğu 1974 yılına kadar Benlizade ailesinde kaldı. 12 Mayıs 1974 günü Vakıflar Genel Müdürlüğü İdare Meclisi, 221/228 No’lu kararıyla vakfın idaresini mülhak (aileye ait özel) vakıf statüsünden çıkartıp mülkiyetini kendine geçirerek ‘mazbut vakıf’ ilan etti. Önce mülhak, ardından mazbut vakıf olarak hayatiyetini sürdüren Benlizade Külliyesi, 1980′li yıllarda vakıf senedine aykırı olarak satıldı.
Hem vakıf eseri, hem de tarihi eser olan Benlizade Külliyesi’nin mülkiyeti, 2003 yılında yapılan bir araştırmaya göre Ziraat Bankası’na geçti. Ancak Ziraat Bankası, bankacılık okulu kurmak üzere Darüşşafaka binası ile birlikte satın aldığı Benlizade Külliyesi’ni o yıllarda blok olarak satılmak üzere açık artırmaya çıkardı.
Vakfın dosyaları kayıp!
Vakıflar İstanbul Bölge Müdürlüğü’nde Benlizade Ahmet Reşit Efendi Vakfı’nın dosyası kayıp olduğu ancak İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ndeki röleve kayıtlarında Benlizade Ahmet Reşit Efendi Vakfı tarihi eserlerinin restarosyonuyla ilgili planlar mevcut olduğu iddia ediliyor. ‘Bilgi Edinme’ yasasından faydalanarak İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nden istediğimiz bilgi henüz elimize ulaşmadı.
Aralık 6, 2008 4 Comments
Kurban Pazarı
Önce kurban pazarı ve çevresine tamamen sinmiş dışkı kokusunun verdiği rahatsızlığı üzerimizden atmamız lazım bir şehir insanı olarak. Daha öncelerden ahır tecrübem bulunmuş olduğundan bunun en iyi yolunun da içlerinde gezinmek olduğunu bilerek aralarına daldık. Birkaç dakika sonra artık koku normalleşti burunlarımızda. Acaba fotoğraf makinelerimize hoş olmayan bir gözle bakarlar mı düşünürken, çadırlarına davet etmeye başladılar Erzurum’dan, Kars’tan, Sivas’tan veya bilumum doğu şehirlerden gelen satıcılar. Hatta bak burda en büyük tosun var diye onun yanına götürüp fotoğrafını çekmemizi de istediler.
Hacı amca ilk karşılaştığımız satıcı idi. Getirdiği bütün malı (mal=dana) satmış ve sevinçli idi; dua edip duruyordu mallarını alanlara. Bayramın 1. gününü bekliyordu malları teslim edip Erzurum’a dönmek için.
Sonrasında ziyaret ettiğimiz diğer çadırlarda da durum aynıydı. Hemen hemen hepsi ya satmış ya da ellerinde kalan son 1-2 tanesini satmanın peşinde idi. Kriz mriz derken bir sürü şikayet dinleyeceğimizi düşünmüştüm halbuki. Elimde FZ50 vardı ve istediğim fotoğrafik sonuçları alamadım, patlamalar yaptı çadır içlerinde.
Geldikleri günden beri çadır çevresinde ve içinde geçen bir yaşamları var. Geceyi hayvanlarla aynı çadırın içinde bulunan kendi çaplarında hazırladıkları divanların üzerinde uyuyarak geçiriyorlar. Çay en önemli arkadaşları, her çadırın önünde muhakkak demlik var, hatta semaveri görünce canımız da fena halde çay çekmişti.
Çocukların ilgisini en çok küçükbaş hayvanlar, keçiler, koçlar çeker. Biz çocukken de öyleydi ama kurban bayramında daima dana kesilmiştir bizde, halen de öyledir. Konu komşunun koçlarına bakmaya giderdik.
Bu arkadaş bizim hemşerilerden: Yiğido. Çadıra da yiğidolar, 58 yazmışlar. Seve seve poz verdi.
Evet bu keyif çok uzun sürmeyecek ve 2 gün sonra pek çoğu sofralarda yerini alacak. TV’den dinlediğim kadarıyla kurban bayramında yıllık hayvan kesiminin % 25′i gerçekleşiyormuş.
Ve doğu insanının kendine has muhlisliğine şahit olduk çadırlarda. Bundan bahsettik, halbuki başka yerlerde olsa “çekme kardeşim, derdiniz ne” gibi tavırlarla karşılaşmak içten bile değil. Biraz keyifsizlik vardı üzerimde, aslında daha uzun süre vakit geçirmek gerekirdi.
Aralık 6, 2008 No Comments








































