Random header image... Refresh for more!

Posts from — Aralık 2008

Filistin

Filistin meselesi ile ilgili, İsrail ile aralarındaki mesele konusunda herkes kadar, medyadan öğrendiklerimin dışında pek bilgim olmadığını baştan söyleyebilirim. Hamasçılar kimlerdir çok bilmem bile.

Evet İsrail işgalci. İsrail için Filistin ya da Filistinlilerin hiçbir değeri de yok. Amerikalılar için Iraklıların hiçbir değeri olmadığı gibi. İşkence görüntüleri hafızamızda halen. İntifada görüntüleri de hafızamızda. Abluka altında bir Filistin, abluka altında Filistinliler.

İsrail’in orantısız bir gücü var. Filistinliler de, HAMAS’da bunun farkındadır. Ama nedir bu kaşıntıları? Bu nasıl bir mücadele yöntemidir? Sen roketle saldır İsrail’e, neyi ispat ediyorsun? Ver çocukların eline silahları, bombaları saldırt. Karşında dünyanın silah sanayisine yön veren bir devlet var. Ve zaten seni katletmekten zevk duyan bir devlet, bunu bir görev aşkıyla yapan bir devlet. Ve karşısında adına kurtuluş mücadelesi dedikleri, islam adına savaştıklarını söyleyen çeşitli örgütler arkasında bir Filistin. Yani sanki gücünün hayli farkında olan İsrail’in yok etme sevdasına karşı bir kabadayılık edası. Etin ne, budun ne? Derdin gerçekten bağımsız bir devlet mi, yoksa ihtiraslar mı? İsrail tamam suçlu, kınıyoruz. Lanetliyoruz. Ama Filistin’in mücadele yöntemi de gerçekten doğru mu? Aslında ana mücadeleleri İsrail’le mi yoksa kendi içlerinde mi ben anlayamadım henüz.

Bizim tarihimizde hiç var mıdır acaba: çocukların eline silahı verip hadi git 2 düşman öldür, bizim intikamımızı al, biz arkandayız söylemleriyle bir çocuğu faydası olmayan bir şekilde ölüme göndermek? Filmlerde kan davaları sahnelerinde vardı belki ama ya savaşımızda, istiklal mücadelemizde?

Aralık 30, 2008   No Comments

Elini Taşın Altına Sokmak!

Günceli biraz takip ettiğimizde, çevremizdeki insanların konuşmalarından, gazete yazılarına, televizyondaki sohbetlere kadar her yerde herkes “yapılmalı, edilmeli” diye konuşuyor. Ama “nasıl?” sorusu bile sorulmuyor. Çünkü “nasıl”ın cevabını vermek işin zor yanı. Bilgi, birikim, araştırma, uzun çalışmalar, uykusuz geceler demek cevabı vermenin arkaplanı.

Birileri öyle ya da böyle bir araya gelip birşeyler yapmaya gayret ediyor. Yahut birisi tek başına elini taşın altına sokuyor. Üstelik çevresel bürokrasinin azılı dişlilerine rağmen. Karşısına sadece ukalaca yaklaşan bir kesim çıkıyor. Yapıcı olmaktan ziyade yapanın şevkini kırmaya dönük eleştiriler dolaşıyor sadece. Üstelik muhataplarının ne yaptıklarını, ne yapmak istediklerini bilmeden. Eksiğe, gediğe, hataya işaret etmekten ziyade bir hesap sorma cüreti.

Çok küçük organizasyonlardan devlet gibi büyük organizasyonlara kadar bu çok farketmiyor.

Bir arkadaşımız bir organizasyon yapıyor. Sonuçta birileri memnun olmuyor, gayet doğaldır herkesi memnun edememek; ama katılım sürecinde bile gelip gelmeyeceğini doğru düzgün beyan etmeyen birisinin organizasyon hakkında ileri geri konuşmayı kendine hak görmesidir garip olan. Kapısının önünü temizlemeyenin, çöpünü gelişi güzel sokağa bırakan birinin şehrin ne kadar pis olmasından dem vurmasına da sıkça şahit oluruz.

Haydi şunu yapalım, bunu edelim şeklinde topluluk içinde konuşulduğu zaman herkes fikrini söyler; müthiş bir teşvik görürsünüz. Sanırsınız ki herkes el birliğiyle gayret gösterecek ve enbi organizasyonu gerçekleştiriceksiniz. İş başlamaya yakın bir bakarsınız ki ardınızda kimse yoktur. “Ya ben aslında yapsınlar demiştimci”lerdir ardınızdakiler. Konuşmanın dayanılmaz hafifliği.

Aralık 28, 2008   No Comments

Martıların Pozları

Martıların bol zamanı. Hele hele soğuk havalarda martılar sabit durdukları yerlerde daha güzel pozlar verebiliyorlar. Yanyana dizilmiş onlarca martıyı çekebiliyorsunuz. Evvela geçen seneden bir örnek:

Ve bugünlerden arka planda Yeni Cami olan martılı fotoğraflar. Martı dediysek sadece kelleleri :)

Aralık 25, 2008   No Comments