Kutsal Bilgelik: Ayasofya, Tahsin Aydoğmuş Röportajı
Fotoritim ilgi ile takip ettiğim bir e-fotoğraf dergisi. Her sayıyı geciktirerek bile olsa mutlaka okuyorum. Arkadaşlar gerçekten emek veriyor ve görebildiğim kadarıyla da bu emeğin karşılığını alıyorlar. (kastım para değildir, keyfin değeri olmaz)
Bu sayıda ilk okuduğum yazı Tahsin Aydoğmuş röportajı oldu. Ayasofya ile birlikte özyaşamöyküsünü okuyoruz röportaj boyunca.
Elbette fena halde kıskandım. Kıskanmam içerden biri olarak çektiği kimi kareler oldu. Belki ben hayatım boyunca o kareleri çekemeyeceğim. Ayasofya’da sürgit devam eden/edecek olan restorasyon olsun, belirli noktalarına çıkma müsaadesi alamamak olsun derken; bunlar pek olası görünmüyor. Hani ne bileyim; Ayasofya’nın kubbe kenarından aşağı bakmanın vereceği keyfi düşünemiyorum bile.
Kimi kareleri keşke renkli görebilseydik diye düşündüm röportajı okuduğum süre içerisinde.
Şubat 8, 2010 No Comments
Ayasofya
Ayasofya İstanbul’da en çok gezdiğim müzelerden. Önümüzdeki dönemde de yine en çok gezeceğim müzelerden birisi olacak. Çünkü her gidişimde farklı bir noktasını görmekte, hakkında edindiğim bilgileri yerinde görmeye devam etmekteyim. Ve her gidişimde farklı mevsim ve farklı saatlerden ötürü içerde bulunan ışığın rengi de değişmektedir.
Elimde bulunan Ayasofya fotoğraflarından bir seçki yaptım. Seçki biraz hızlı gerçekleşti. Aradığım pek çok fotoğrafı arşivde bulmakta da zorlandım. Müzik konusu ise ayrı bir problem benim açımdan. Hangi müzik uygun düşer bilemezken, bilgisayarımda kayıtlı bir “arya” buldum. Daha evvel dinlediğimi hatırlamamakla birlikte bana nasıl geldiğini de hiç anımsayamadım. “Barcarolle-Les Contes D’Hoffman” isimli aryayı, Soprano Simge Büyükedes söylemektedir.
Siteden direkt izlemek için yazıya tıklayınız: Ayasofya
Eklediğim diğer videoları seyretmek için isme tıklayınız: Caner Cangül
Şubat 7, 2010 No Comments
Haydi hep beraber: Ona buna şuna gönderelim! Hoppa!..
Farklı düşünmenin riskini üzerime alıyorum daima. Olur olmaz şekilde şahsımı “şucu bucu” diye kendilerince suçlayanlara; hatta bunu bir mal bulmuş mağribi misali marifetmiş gibi güdük Türkçe ve mantıksal hatalarla dolu olarak yapanlara da sıkça rastlıyorum. Hani onlara kendimi anlatma gibi bir derdim asla yok; bunu yapmaya tenezzül bile etmiyorum. Onun gözünde şucu olsam ne yazar? “hayır ben şucu değilim”, “bana nasıl bucu dersin” gibi cümlelerin gerçek şucu ve buculara da hakaret olduğunu düşünürüm. Adam şucu ise size ne, bucu ise size ne!
Efendim konumuz farklı ama bir bağı mevcut elbette. Yoksa da oldurmaya çalışma gayretine girerek olabildiğince olduracağım ki yazıya bütünlüklü yazı hissi vereyim. Bu arada, bunun bir gazete yazısı olmadığını, benim de profesyonel yahut amatör bir yazar olmadığım için yazımı en fazla 1 kez okuyarak - onu da imla düzeltmek için yapıyorum- “yayımla” butonuna basacağım bilgisi dahilinde hareket etmelisiniz.
Internet aynı zamanda tepki gösterme yahut tepki gösterecekleri toparlama mecrası.
Posta kutumuza ona, buna, şuna tepki gösterin tarzında mailler gelir. Sonra bunları biz başkalarına göndeririz. Biz dediysem yazı okunurken kişilerin kendilerini dışarda tutup bakın ben yapmıyorum siz yapıyorsunuz düşüncesiyle iç ferahlatıcı etkisi göstermesi için; yoksa ben bu tip şeylere itibar gösterip göndermem; bilenler bilir; bilmeyenler mail almadıklarının farkına vardıklarında aslında bildiklerinin de farkına varmış olacaklardır.
Hani spam nitelikli olanları geçtim: bunları gönderenlerin başka gönderdiklerini de pek ciddiye aldığımı söyleyemem. Hani kimisini düzeltme maksatlı uyardığımda kendilerince attıkları cehalet fırçasını da yediğim olmuştur. E muhakkak doğru olmalıydı; çünkü o yahut onların hoşuna gidecek birşey söylenmiş. Sorsan muhtemelen bir bilim dalına ait bir lisanstan mezundur. Ehh bilim kem küm, şöyle bir sorgulamayı gerektirir kem küm… Ayhh uğraşacak vaktim yoktur, yazmaya tenezzül ettiğim 3-5 cümleyi de siler ve discard’a (ehh email programlarını ingilizce kullanıyorum alışkanlıktan ötürü) basıverir ve unuttuklarım, önemsizleştirdiklerim haznesine gönderiveririm.
Tepki Ver, İç Huzuru Bul!
Tepki vermek elbette güzeldir. Hatta iyidir ve desteklenmesi de gerekir. Her şeye rağmen verilen tepkilerin “tepki verme alışkanlığı“nı geliştirme sürecinde bir etkisi olduğunu da düşünüyorum. Belki yanlıştır bilemiyorum. Buna rağmen çok mühim bir sıkıntı olduğu konusunda da gelişmiş bir düşüncem var: Gösterilen tepki sonrası eylemsizlik ortama hakim oluyor. Yani görev tepki verme sonrasında tamamlanmış şeklinde bir iç huzur gelişiyor. İşte bu iç huzurun getirdiği rahatlık sonrasında tepkiyi geliştirmeyi ve eyleme geçirmeyi engellediği gibi kişiyi eylemden de alıkoyuyor. “Kız çocukları okusun” diye yapılan bir kampanya düşünün. Kişi bunu destekliyor, hatta bunun için imza atıyor; belki İstiklal Caddesi’nde bunun için yürüyen bir kalabalık varsa buna da katılıyor ve bağırıp çağırıyor. Görev işte bu noktada tamamlanıyor. Sonrasında bu kızların okuması için uzanacak yardım elini başkalarından bekliyor; çünkü o görevini tamamlamıştı. Onların eğitimleri konusunda ne maddi ne de manevi bir destek gelmediği gibi bunu yapanlara bırakınız gönülden destek olmayı, köstek bile olabiliyorlar.
Neden Tepki Vermiyorsun Uleynn!
Bir kısım ise tepki vermeyenlere “neden tepki vermiyorsun uleynnn” şeklinde kaba bakışlar fırlatabiliyor. O dünyanın en mühim görevini yaparken diğerleri katılmıyor, desteklemiyor, ilgilenmiyor: ilgisiz böcekler onlar. Kişi görevini layığıyla yaptığını düşünerek bunun ne öncüllerini ne ardıllarını düşünüyor, hatta işi zıvanadan çıkartıp kel alaka konulara bile hazır tepki vermişken tepkiyi abartıp dallandırarak iç huzurunu olabildiğince genişletebiliyor.
Duyarlı Adam Vesselam!
Bir de geliştirmiş olduğu tepki sadece topluma ayak uydurmaktan ibaret olup, bir tepki verenler birliğine mensup olmanın getirdiği görevini tamamlamış olma duygusu; konu komşuya karşı “müspet kişi” “akil adam” “bizim çocuk” durumlarının getirdiği bir hoşluk da oluşmuyor değil. Bunu email ortamında gerçekleştirenlerin ise “vayss be, adamım duyarlı” izlenimi yaratma gayretleri sadece. Yoksa okuduğu da şüpheli; sadece adres defterinden seçim yapma süresi kazar harcanan bir vakit. İçeriği temizlese, ayıklasa neyse.
Şubat 5, 2010 No Comments





























